Top

Benim bir hayalim vardı, vosvosumla birlikte daha önce hiç gitmediğim yerlere gitmek, yeni insanlar tanımak, dost olmak ve yine yolum düştüğünde o insanların bir bardak çayını içmek istiyordum. Ve buradayım…

Hastalık derecesinde düz cam tutkum en sonunda 71 1302 almama sebep oldu. Tabi öncesinde bir çok girişimimde galip gelemedim. Ordu’dan Ankara’ya 1300 almaya gidecekken birden kendimi Mersin’de buldum. Yaşlı bir amcanın garajında duran vosvos, benim ilk heyecanım oldu. Hergele ile çok yerlere gittik, mesela Mersin’den Ordu’ya ilk uzun yolculuğumuzu yaptık. Sonrasında bir çok defa Samsun’a, kış ayında Batuhan ve Emre’nin aklına uyup gecenin bi yarısı Erzurum’a kayak yapmaya, abi ve yenge özlemi hem de yeni yerler görme isteği beni Zonguldak’a da götürdü. Gitmişken Safranbolu’ya da uğradık tabi. Tabi bunlar olurken benim aklıma nereden geldiyse 1300’e geçmek geldi. Duruşu çok masum gözüktüğünden midir nedir her günüm ilanlarda 1300 aramakla geçti. Pre’de ilk başlarda gözüm vardı ama benim kalbim 67 sonrası 1300’den başkasını görmez oldu. Erdinç’te bi yandan Minik’i toplarken bi yandan bana vosvos bakıyodu.

Acı ama gerçek olan bir şey daha var, benim istediğim modeli alabilmem için Hergele’den vazgeçmem gerekiyodu. Arayıp soranlara “evet satılık” derken, “satılmaması için de önce eksiklerini söylüyodum” ta ki Ankara’dan Buğra gelene kadar. Uzak yoldan gelmişler Boztepe’yi göstereyim dedim, hergele’yle çıktık şurasında şu var, burasında bu var diyorum ama söylediğim şeylerde ahım şahım şeyler değil, bir de üstüne o kadar yolculuk yapmışım onunla, ne kadar kötülesem de adamlar “iyi de bu arabayla sen şuralara bile gittin” dese haklılar. Boztepe’den Ordu’ya bakarken “satmaya için el vermiyosa anlarız” dediler, ben de “valla almak istemezseniz nolur alın demem” dedim. Buğra “notere gidelim” dediğinde olay bitti. Gitti bizim hergele Ankara’ya, şu anda da Bursa’da sanırım…

Elimde para var ama gün geçtikçe harcıyorum. Sağa sola haber salmışız ama hiç birinden ses soluk yok. Kimini ben beğenmiyorum, kimiyle fiyatta anlaşamıyoruz derken gecenin yarısında – saat 23:30 – facebook’ta bi 68 1300 gördük Fethiye’de. Erdinç’te benim adıma konuşmaya başlamış, ben de. Ama birbirimizden haberimiz yok. Ben pazarlık yapıp Erdinç’e hadi gidelim Fethiye’ye diyecekken, Erdinç bana ben adamla pazarlık yapıyorum yazdı. O sırada sen bırak ben anlaştım, Fethiye’ye gidiyoruz dedim. Sabah 09:00’da otobüsle Fethiye’ye gidip alacağız. Sabah oldu “acaba Batuhan da gelir mi?” der demez aradık otobüste 1 kişilik boş yer kalmış o da bizim yanımız olan arka 4’lüdeki koltuk 🙂 şansın böylesi diyerek çıktık yola.  O günden beri 68 1300 sahibiyim. Metal yığınıma pasaklı diyen de var, aklına gelen ismi söyleyen de. Aylar geçse de kendi ismini kendisi koyacak diye bekliyoruz.

Metal ile biz yine sağa sola gitmeye başladık. Bizi gaza getiren Rıdvan’a da selam çakalım, sürekli “hani çıkmıyor musun uzun yola?” diye sorup duruyodu.

Ordu’dan bi çıktık; Samsun, Çorum, Safranbolu, Karabük, Zonguldak, Kdz Ereğli, Sakarya, Bilecik, Bursa, Manisa, İzmir, Bodrum, Afyon, Denizli, Kütahya ve bi kaç yere daha gittik. Baktık yol bitmiyor, biz de yolculukta başımıza gelenleri, yaşadıklarımızı, anılarımızı yazmaya karar verdik. Ne yapsak, ne etsek derken Metal Yığını için bir blog sayfası açmayı düşündük. İsmi konusunda kararsızdık ve bir gün o mükemmel insanların sitesi olan bustirgit’i gördük, bustirgit’te en çok mutluyu sevdik ama onlar orko ile yola devam etme kararı aldı. (Bir şey anlamadıysanız www.bustirgit.com‘a bakabilirsiniz.) Onların bus’ı vardı, bizim de vosvosumuz dedik ki ha bustirgit ha vostirgit 🙂 İsim çok hoşumuza gitti, biz de izin istedik, böyle bir şey yapacağız ne dersiniz diye, sağolsunlar kırmadılar aksine mutlu olacaklarını söylediler. İşte o zamandan beri vostirgit var ve siz daha yeni tanışıyorsunuz.

Bu yazıyı da parça parça yazdığım için, arada müzik dinleyip, video izledim, karnım acıktı karnımı doyurdum. Hatalar, yanlışlar olabilir, ama siz aldırmayın. Vostırgit’te olmanın keyfini çıkarın.

bir şeyler yaz