Bus sız, karavansız, kampsız, hareketsiz geçen 1 senenin ardından uzun zamandır hayalini kurduğumuz karavanımıza uzunca bir araştırma aşaması sonrasında ve çok sancılı bir satın alma sürecinin sonunda nihayet kavuştuk. Detaylarını başka bir yazıda paylaşacağım…

Aracı alıp kapımızın önüne getirdikten sonra da problemler başımızı bırakmadı ama yaklaşık 10 günlük bir uğraşın daha sonrasında kullanıma hazır hale geldik. Aynı yazıda bunun detaylarını da anlatacağım, biraz sabredin 😀

Haftasonu yaklaşırken bir Facebook grubunda Poyrazlar Gölü Kampı gördüm, hadi dedik takılalım peşlerine, kime haber versem Poyrazlara gidelim diye zaten gidiyoruz diyorlardı, bir garip. Sonradan öğrendik ki herkes birbirinden bağımsız yapmış Poyrazlar Gölü planını, kışın gelişini kutlayacak daha güzel bir yer bulmak zor tabii.


Arabamızı hazırlamaya akşamdan başladık. Uyku malzemeleri, kıyafetler, yiyeceler-içecekler, kamp malzemeleri götürdükçe götürüyoruz ama dolmuyor 😀 her şeyi dolaplara koyuyoruz, bagaja hala bir şey koyamadık, takım çantası tek başına duruyor 😀

Nihayet yükleme işi bitti, sabahın da olması ile ayrı kaldığımız yollara geri dönmüş olduk. 2-2,5 saatlik sakin ve konforlu bir yolculuğun ardından vardık Poyrazlar Gölü Tabiat Parkı’ na. Son gelişimizden beri –ki 5-6 sene olmuştur- bi hayli değişmiş buralar. Kapıda sürekli biri var mesela, para topluyor 😀 her tarafta tesisler, kafeteryalar, insanlar falan. Terk edilmiş gibi bir yerdi burası yahu.

Sonunda karavanların arasında yerimizi aldık, kamp ateşi, kestane, bitmeyen ateş başı sohbetleri falan değişmez zaten ama bizim için en büyük değişiklik arabanın içinde rahat rahat akşam yemeğimizi ve kahvaltımızı edebilmek oldu. Düşünsenize masada yemek faslı sürerken biri kalkıp mutfak tezgahında, ocağın üzerinde bir şeyler ile meşgul olabiliyor 😀 şimdi uzaktan bakılınca ne var bunda gibi görünebilir ama biz gibi T serisi camperlerden gelenler için bu küçük değişiklik bile büyük bir gelişim anlamına geliyor. Bütün her şey yerli yerinde, aracın içinde önden arkaya, arkadan öne taşınma faslı yok, yatak kurma-toplama hengamesi yok, oh mis.

Canımızı sıkan tek konu yaşam akümüzün gecenin ortalarında tükenmesi oldu. İnsel Hocam sağ olsun ihtiyar karavanından bizi besledi, onun aküsü boşalana kadar bizimki yarılandığından buzdolabını kapatarak ısıtıcıyı sabaha kadar çalıştırmayı başardık. İlk birkaç kampı aracın eksiklerini görmek için yalnız yapmamakta her zaman fayda var, İnsel Hocam yakınlarda olmasaydı halimiz nice olurdu? Donardı sabi yavrucağım.


Pazar günü ise klasiğimiz İstanbul trafiğine yenilmemek için erken kaçarak günün kalanını evde dinlenmeye ayırmak oluyor.

Görünen o ki yeni kamp formatımız ile yerimizde durmak çok zor olacak:D