Her fırsatta söylerim, sağ olsun talihim de söylemek için bana sık sık fırsatlar yaratır. Her işim ters gider benim, en kolay işim bile olmaz olur tıkanır bağrımın ortasına. Yine aynısı oldu, neyse ki aynı şeyi söylemekten geri kalmıyorum.

Karşınızda miel… başlıklı yazımda da bahsetmiştim. Bu karavan’ı almaya karar verdiğimizde herşeyi hazırlayıp gecenin bir yarısı Eltesan’ın Ataşehir deki binasının önüne gizlice yanaşıp karavanlar duruyor mu diye kontrole gitmiş, etrafında bir iki tur atmıştık, almaya karar verdik ya bizim sayılır artık ne de olsa 🙂

işte üstteki resimde sağ tarafta, diğerinden biraz daha önde duran vango bizimkisi. göründüğü kadarı ile sağ ön tekerlekte bir jant kapağı var ve görünmemesine rağmen diğer üç tekerlekte de aynından var.



Ertesi sabah dükkan açıldıktan sonra tekrar Eltesan’a gidip bu sefer resmen istedik karavanımızı, konuştuk anlaştık, ruhsatı henüz hazır değilmiş falan o farklı bir hikaye konusu, yaklaşık 1 ay kadar sonra karavanımızı teslim aldık ve bu arada araç toplasan 2 kere muayene istasyonuna gitti geldi ve teslim alacağımız gün tam da bu üstteki resimde görünen tek jant kapağı yerinde yoktu.

Önemsemedim tabii hepi topu bi jant kapağıydı çünkü neyse işlemler tamamlandı falan derken bir süre sonra bu kapağın olmaması gözüme iyiden iyiye batmaya başladı ve macera da tam o zaman başladı.

Yaklaşık 10-15 aksesuarcı ve parçacı ile aramızda geçen diyalog tam olarak şöyle oldu;

  • Ducato jant kapağı var mı?
  • Var
  • 15 jant
  • 16
  • 15
  • 16 dır o
  • Abi 15
  • 15 olmaz 16 dır
  • ya 15
  • (gider arabanın lastiğine uzun uzun bakar)yok o zaman



Şimdi bu bokyiyen arabanın jantı standart 16 inç imiş. bizimkine nereden denk geldiyse 15 takmışlar, kimin aklına gelmiş, neden böyle bir ihtiyaç duyulmuş bilmiyorum ama bu araç grubunun garip dışa çıkık jantlarına standart kapaklar uymuyor, bunlara göre yapılanların hepsi de 16 inç. Tabii bu arada serkan sinir krizlerinde.

Yine bu aksesuarcılardan bir tanesi ısrarcı çıktı iki gün sonra gel ben getiririm dedi, gittim birsürü hikaye getirdimdi de naptınız olm kapakları da lar falan, dükkandaki bütün kapakları denemeler tabii akşamın saat 9 unda.

Arada geçen 1-1,5 aylık süre içerisinde ben bir yandan deliriyor bir yandan da nasıl bir sabırsa aramaya devam ediyorum. artık sapık bir halde her gördüğüm dükkana soruyorum ve hepsiyle istisnasız aynı diyaloglar.

Derken Şekerpınarda kapısında bir servis minibüsü duran bir aksesuarcıya yine geçerken daldım ve yine sordum, var dedi. 15 ama dedim. Tamam dedi, derken de dükkanın arkalarına doğru yürüyor. Arkasından tekrar bağırdım 15 di mi? cevap vermedi çocuk, yazık 🙂 Elinde kapaklarla geldi kısa bir süre sonra, gerçekten de üzerinde 15 yazıyor, dışa bayaa bombeli kapaklar, pejo logosu var mı dedim, ona da var dedi, takalım mı? tak dedim. Rüya gibi, çok normal birşey alıyormuşum gibi parasını ödeyip aldım kapakları, akşam da arabanın içine koydum.

Perşembe günüydü, akşam eve gittim, kapakları haftasonu takacağım, sağ önde hala kapak yok. Karavan kapının karşısında, ben kapının önünde sigara içerken kaşıntı başladı, en azından eksik olanı bir takıp deneyeyim ama değil mi? hakikaten olacak mı bakalım ki olacağı da kesin 🙂

Kaşıntı galip geldi denedim tabii, başlayınca durulur mu, bir tane bir tane daha dört kapağı da taktım yerlerine, bir sigara daha içtim üzerine. İçimdeki rahatlığı anlatamam, kuş gibiyim allah canımı alsın, içim kıpır kıpır. O kadar büyük dert olmuş ki içime çıkarttığım kapakları yakmak istiyorum da kıyamıyorum, o derece 🙂

Bitti mi? biter mi hiç…



Ertesi sabah yepisyenilenmiş papuçları ile bindim karavan’a, Ataşehirden Altıntepeye gittim Rüzgar efendiyi ananesine bırakmaya, geri geldiğimde ne göreyim? sol ön kapak yerinde yok. Hislerimi anlatmamayı tercih ediyorum ki yazarken bile ensemin üst tarafı karıncalandı sinirden 🙂

Geldiğim yolu yavaş yavaş geri döndüm eve kadar, 3 paralık kapak ama yok anasını satiyim. Sonra Altıntepeye kadar tekrar geri gittim yine yavaştan, yok kenarlarını keserek, yine yok. Tabii servisi de kaçırdım bu arada, ver elini Gebze.

Sanırım vaz geçeceğim kapak işinden, hepsini söküp jantları siyaha boyarım, stresinden kurtulurum en azından, zaten beğenmemiştim pek diye de kendimi avuturum, ne yapalım.